<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Söz uçar yazı kalır... &#187; Havadan sudan</title>
	<atom:link href="http://www.cemkivircik.com/index.php/category/genel/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.cemkivircik.com</link>
	<description>Verba volant scripta manent...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 29 Aug 2010 19:56:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Tamburamın teli &#8211; Bir Ramazan hikayesi</title>
		<link>http://www.cemkivircik.com/index.php/tamburamin-teli-bir-ramazan-hikayesi-153</link>
		<comments>http://www.cemkivircik.com/index.php/tamburamin-teli-bir-ramazan-hikayesi-153#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Aug 2010 20:15:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cemk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan sudan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cemkivircik.com/?p=153</guid>
		<description><![CDATA[Aziz Nesin adıyla ilk karşılaştığımda 70’li yıllardaydık. İlkokula gidiyordum, yaz tatiline giriyorduk. Tatilde okumam için bir kitap önerdiler, “Şimdiki Çocuklar Harika” adında…  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cemkivircik.com/wp-content/uploads/2010/08/Aziz-Nesin-2.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-154" title="Aziz Nesin 2" src="http://www.cemkivircik.com/wp-content/uploads/2010/08/Aziz-Nesin-2.jpg" alt="" width="598" height="800" /></a></p>
<p>Aziz Nesin adıyla ilk karşılaştığımda 70’li yıllardaydık. İlkokula gidiyordum, yaz tatiline giriyorduk. Tatilde okumam için bir kitap önerdiler, “Şimdiki Çocuklar Harika” adında… O kitabı okuduktan sonra, kütüphanemde üzerinde Aziz Nesin yazan kitapların sayısı her geçen gün biraz daha arttı. O kitapları hala duruyor, zaman zaman karıştırıyorum.</p>
<p>Hikâyelerinin altında yatan siyasi mesajları, hicivleri anlamaya, Aziz Nesin’in kim olduğunu tanımaya başladığımda lise yıllarıma gelmiştim. Ama ne siyasi düşünceleri, ne de neye inanıp neye inanmadığı beni hiç ilgilendirmedi. Kitaplarının arkasında yer alan fotoğraflardan Çatalca’daki çocuk yurdunun inşaatının gelişmesini bile dikkatle izliyordum. Bir gün o yurtta Aziz Nesin’le karşı karşıya da geldim. O da başka bir hikâye elbette… Mezarının üzerinde çocukların oynamasıydı vasiyeti. Bildiğim kadarıyla Çatalca’daki vakıfta, çocukların oyun alanının altına defnedildi. Ruhu şad olsun…</p>
<p>Onun hikâyeleri arasında öyle bir tanesi var ki, yeri özeldir bende… Hayatta kısmet, talih gibi kavramların insanların bazılarına gülerken, bazılarına nasıl sırtını döndüğünü öyle ustalıkla anlatır ki, bir gözünüz gülerken, öbüründen gözyaşı damlar… Sözü uzatmaya gerek yok. İşte Aziz Nesin Usta’nın kaleminden “Tamburamın Teli”…</p>
<p><strong>Tamburamın teli</strong></p>
<p>Bir zamanlar İstanbul&#8217;da parası pulu fakirlerin çenesini yoran, malı mülkü dillere destan bir Zengin Ahmet Bey varmış. Bu Zengin Ahmet Bey, başka zenginlere benzemezmiş. Eli açık, gönlü gani, konuksever, düşkünlere yardım eder bir adammış. Ama ne kadar verse, o kadar gelirmiş biyandan. Denizde kum, Zengin Ahmet Bey&#8217;de para&#8230; Bitecek, tükenecek şey değil. Boğaz&#8217;da bikaç yalı, Anadolu yakasında köşkler, şehir içinde konaklar, uzakta yakında çiftlikler&#8230; Zengin Ahmet Bey&#8217;e Tanrı verdikçe veriyor.<br />
Bir ramazan akşamı Ahmet Bey, arkasında kahyası Şehzadebaşı&#8217;ndaki konağına ağır ağır giderken, sinek kovalar gibi, her yandan kendine verilen selamları alır, tanıdık tanımadık kimi görse konağına iftara çağırırmış.<br />
Sebilin yanındaki bir çergide eskicilik yapan Yoksul Mehmet Ağa&#8217;nın yanına gelince ona da selam vermiş, hatır sormuş, ihtiyar eskici de Zengin Ahmet Bey&#8217;in her sözüne,<br />
- Allah ömürler versin efendim!.. diye karşılık vermiş.<br />
- İşin daha çok mu Mehmet Ağa?<br />
- Elimde bir şu yama var, bitiyor efendim.<br />
- Haydi bitir de birlikte bir iftar edelim<br />
Yoksul Mehmet Ağa, çergisinin önünde bekleyen bir hamalın yemenisini yamayıncaya kadar, Zengin Ahmet Bey de orada durmuş, onu beklemiş. Sonra Yoksul Mehmet Ağa, işini bitirince çergisini kapamış, hep birlikte yola düzülmüşler. Konak, iftara gelenlerle dolu. Selamlığın her odasında bir sofra kurulu&#8230; Kadın takımı da haremde bakır siniler etrafında toplanmışlar. İftar topunun atılmasını bekliyorlar. Top patlamış, iftar edilmiş, yenmiş içilmiş. Neden sonra Zengin Ahmet Bey, üç defa elini çırpmış, sese gelen kahyasına,<br />
- Kahya, Mehmet Ağa&#8217;ya iki gümüş lira ver!.. demiş.<br />
- Başüstüne efendim.<br />
Zengin evlerine iftara gelenlere bir de diş kirası vermek, o zaman adet olduğundan, Yoksul Mehmet Ağa konak kapısından çıkarken kahya da Mehmet Ağa&#8217;nın avcuna bir gümüş lira bırakmış. Yoksul Mehmet Ağa şaşırmış,<br />
- Aman kahya efendi, demiş, kulaklarım çok iyi duyar. Bey, bir lira değil, yanılmıyorsam iki lira ver, demişti.<br />
Buna çok kızan kahya, Yoksul Mehmet Ağa&#8217;ya verdiği gümüş lirayı da elinden alıp,<br />
- Vay seni gidi haddini bilmez. Bulmuş da bir de bunuyor!.. diyerek ihtiyarı sille tokat kapı dışarı etmiş. Yoksul Mehmet Ağa da talihine boyun eğerek kulübesine gitmiş.<br />
Ertesi akşam, yine iftara yakın bir saatte Zengin Ahmet Bey, arkasında kahyası, etrafta kendine verilen selamlan sinek kovalar gibi alarak konağına giderken, Yoksul Mehmet Ağa&#8217;nın çergisine gelince durmuş,<br />
- Haydi Mehmet Ağa, iftara bize buyur. Allah ne verdiyse bir iftar edelim.<br />
Yoksul Mehmet Ağa, bir akşam önce kahyadan yediği zılgıtın korkusuyla çağrıya gitmek istememişse de Zengin Ahmet Bey,<br />
- Dün akşam konuşup görüşemedik, ille de gel!.. diye direnmiş. Yoksul Mehmet Ağa da, Ahmet Bey&#8217;in arkasına takılmış.<br />
Yine yenilmiş içilmiş. Saatler ilerlemiş. Yoksul Mehmet Ağa gitmek için izin isteyip ayağa kalkınca Zengin Ahmet Bey üç defa ellerini birbirine vurmuş. Gelen kahyasına,<br />
- Kahya, Mehmet Ağa&#8217;ya üç gümüş lira ver! demiş. Yoksul Mehmet Ağa kapıdan çıkarken, kahya avucuna üç değil, iki lira sıkıştırmış. Zavallı Yoksul Mehmet Ağa boynunu bükerek,<br />
- Kahya hazretleri, demiş, dün akşam belki bir yanlışlık oldu, ben yanlış duydum diyerek, bu gece iyice kulağımı açtım. Ahmet Bey&#8217;in üç lira ver dediğini çok iyi duydum. Neden Beyin emrini yerine getirmiyorsunuz? Sizin gibi gün görmüş bir kahyaya benim gibi bir yoksulun hakkını yemek yakışır mı?<br />
Küplere binen kahya,<br />
- Hele şu nankör zibidiye bak! Vay teres vay!.. Bulmuş da bunuyor&#8230; diyerek Yoksul Mehmet Ağa&#8217;nın elindeki iki lirayı da alıp, tekme tokat kapı dışarı etmiş.<br />
Talihine küsen Yoksul Mehmet Ağa da kulübesine gitmiş.<br />
Ertesi akşam yine aynı şey olmuş. Zengin Ahmet Bey, Yoksul Mehmet Ağa&#8217;nın çergisine gelip, onu iftara çağırmış. Yoksul Mehmet Ağa, kahyadan korkusundan gitmek istememiş ama, Ahmet Bey, o kadar rica etmiş ki, bu iyi yürekli zenginin hatırını kıramamış. İftardan sonra Bey, yine el çırpıp kahyasını çağırmış. Bu sefer,<br />
- Dört lira ver!.. demiş.<br />
Kahya yine eksik vermiş. Yoksul Mehmet Ağa&#8217;nın bir gümüş lirasını iç etmiş, Yoksul Mehmet Ağa, kahyaya:<br />
- Aman Ağa hazretleri&#8230; demiş. Bu akşam kulaklarımı dört açtım. Ahmet Bey dört gümüş dediler.<br />
Kahya yine verdiği üç gümüşü elinden alıp onu sokağa atmış.<br />
Dördüncü akşam, yine Zengin Ahmet Bey, onu iftara çağırınca, bu sefer kahyayı şikayet için, hemen Zengin Ahmet Bey&#8217;in arkasına takılmış.<br />
İftarda her zamanki gibi yenilmiş içilmiş. Yoksul Mehmet Ağa artık gitmek için müsaade isteyince, bu sefer Zengin Ahmet Bey el çırpıp kahyasını çağırmamış. Bir elini Yoksul Mehmet Ağa&#8217;nın omuzuna atarak, onu kimse olmayan bir odaya çekmiş.<br />
- Mehmet Ağa, demiş, seninle biraz başbaşa konuşalım.<br />
- Buyrun efendim.<br />
- Görüyorsun ki Mehmet Ağa, dünyalar kadar malım mülküm, sayısız param var. Değil yüz sene, beş yüz sene yesem, içsem, daha da beş bin kişiyi yedirsem içirsem param pulum bitecek, tükenecek gibi değil&#8230; Her ne işe elimi atsam başarı kazanıyorum. Toprağı tutsam altın oluyor. Doğrusu talihim bana çok güldü. Şimdi senden bir dileğim var.<br />
- Buyrun efendim.<br />
- Sen dini bütün, yüreği temiz bir adam olduğundan bu işi yalnız sana verebilirim. Topkapı surlarının dışına çık. Kabristanın arkasında bir kuyu vardır. O kuyu talih kuyusudur. O kuyunun ağzından içeriye üç defa, &#8220;Zengin Ahmet Bey&#8217;in talihi!..&#8221; diye bağır. Karşına benim talihim çıkacak. Kendisine selamlarımı söyle. Bana verdiği bunca zenginlikten ötürü kendisine teşekkür ederim. Ama artık bişey istemiyorum. Bana hiçbişey vermesin. Bana vereceklerini fakir fukaraya versin. Biraz da başkaları rahata kavuşsunlar. Al şu altını da Mehmet Ağa Haydi git, dediklerimi yap!<br />
Zengin Ahmet Bey&#8217;in verdiği altını cebine indiren Yoksul Mehmet Ağa,<br />
- Başüstüne!&#8230; diyerek oradan çıkar. Doğru Zengin Ahmet Bey&#8217;in tarif ettiği talih kuyusuna gider. İki eli ağzına boru yapıp kuyudan içeri üç defa bağırır:<br />
- Zengin Ahmet Bey&#8217;in talihi!.. Zengin Ahmet Bey&#8217;in talihi!.. Zengin&#8230;<br />
Karşısında samur kürkler içinde parmakları yakut, zümrüt taşlı altın, platin yüzüklerle dolu, yakışıklı bir adam belirir,<br />
- Buyur! der, Zengin Ahmet Bey&#8217;in talihiyim. Beni mi çağırdınız?<br />
- Evet efendim. Beni Zengin Ahmet Bey yolladı. Selamları var. Diyor ki..<br />
Zengin Ahmet Bey her ne dediyse, hepsini tekrarlamış. Daha lafını tamamlamadan Zengin Ahmet Bey&#8217;in talihi, elini kaldırıp:<br />
- Olmaaaz! diye bağırmış. Katiyyen olmaz. Sen Zengin Ahmet Bey&#8217;e söyle, o hiç tasalanmasın, hiç üzülmesin. Benim ona verdiklerim daha hiçbişey değil. Asıl bundan sonra vereceğim. Elindeki her bir, bin olacak. Yan gelsin, çoluğu çocuğu ile, yesin, gezsin tozsun, eğlensin&#8230;<br />
Bunları söyledikten sonra, Zengin Ahmet Bey&#8217;in talihi gözden kaybolmuş.<br />
Yoksul Mehmet Ağa şaşırmış. Kendikendine,<br />
- Bu ne iştir, diye söylenmiş&#8230; Bu nasıl iştir böyle? Benim gibi fakir fıkara üç kuruşu birarada görmek için gece gündüz çalışır da yine iki yakası biraraya gelmez. Öte yandan dünya kadar zengin biri, &#8220;Artık yeter, istemiyorum!&#8221; der, talihi, &#8220;Olmaaaz, ille de vereceğim!&#8221; diye tutturur.<br />
Böyle düşüne düşüne Yoksul Mehmet Ağa,<br />
- Hazır burasını öğrenmiş, talih kuyusunun başına gelmişken bir de kendi talihimi çağırayım! Talihime yalvarıp yakarayım, belki yüzüme güler&#8230; diye düşünmüş. Bu sefer kuyunun ağzından,<br />
- Yoksul Mehmet Ağa&#8217;nın talihi!.. diye üç defa bağırarak kendi talihini çağırır.<br />
Kuyunun dibinden &#8220;Dım dım da dım, dım dım da dım dım&#8230; Vermem de vermem&#8230; Vermem de vermem!&#8221; diye bir ses duyulur. Derken Yoksul Mehmet Ağa&#8217;nın karşısına elinde bir tambura ile bir adam çıkar. Adam ama ne adam&#8230; İki karış boyu var, sırtında kocaman bir kambur. Bir ayağı da topal, bir gözü kör, bir kolu çolak, biçimsiz, suratsız, ters pis bir herif&#8230; Elinde tuttuğu tamburayı hem çalar, hem de Yoksul Mehmet Ağa&#8217;nın etrafında seke seke fırfır dönmeye başlar:<br />
- Dım dım da dım&#8230; Vermem de vermem&#8230; Dım dım da dım dım&#8230; Ne o, beni mi istedin?<br />
- Ben Yoksul Mehmet Ağa&#8217;yım. Sen kimsin?<br />
- Ben de senin kör talihinim. Çağırdın geldik işte&#8230; Dım dım da dım&#8230; Vermem de vermem&#8230;<br />
Yoksul Mehmet Ağa, talihine yalvarmaya başlar:<br />
- Ey benim kör talihim! Ey benim topal talihim! Bak halimi görüyorsun. Yaşım yetmiş, işim bitmiş. Ak sakaldan yok sakala gidiyorum. Bütün ömrümce, gece demedim, gündüz demedim, hiç durmadan çalıştım. Ama neye yarar? Bigün bile gülmedim. İki yakam biraraya gelmedi. Ey benim kamburunu sevdiğim hem kör, hem kel, hem topal talihim! Yalvarırım sana&#8230; Şurada üç günlük ömrüm kaldı. Ne olur gül bana artık. Gül de dünyadaki şu üç günlük konukluğumu olsun rahat geçireyim.<br />
Yoksul Mehmet Ağa&#8217;nın talihi,<br />
- Ulan alçak, der, eline bir altın geçti diye şımardın, yüz buldun ha? Öyle mi? Dım dım da dım dım&#8230; Dım dım da dım dım&#8230; Vermem de vermem&#8230; Ben sana o altını da vermezdim ama, sen dua etki, o sırada tamburamın telini tamir ediyordum. Yoksa o bir altını sen ömründe zor görürdün&#8230; Anladın mı mendebur?<br />
Yoksul Mehmet Ağa&#8217;nın talihi, etrafında tambura çalıp,<br />
- Vermem de vermem!&#8230; diye şarkı söyleye söyleye kaybolur.<br />
Yoksul Mehmet Aga, biraz daha yalvarıp, kör talihinin taş kalbini belki yumuşatırım diye, onun arkasından kuyuya eğilir&#8230; Cuuup! Kuşağının arasındaki altın da kuyuya düşer. Kuyunun dibinden bir kahkaha sesi akseder:<br />
- Dım dım da dım dım&#8230; Vermem de vermem.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cemkivircik.com/index.php/tamburamin-teli-bir-ramazan-hikayesi-153/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ercü ile yolculuk notları – Edinburgh – Bölüm 2</title>
		<link>http://www.cemkivircik.com/index.php/ercu-ile-yolculuk-notlari-%e2%80%93-edinburgh-%e2%80%93-bolum-2-148</link>
		<comments>http://www.cemkivircik.com/index.php/ercu-ile-yolculuk-notlari-%e2%80%93-edinburgh-%e2%80%93-bolum-2-148#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Aug 2010 11:19:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cemk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan sudan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cemkivircik.com/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[<p style="text-align: center;"></p> <p>Otelimiz, yani Balmoral Oteli, Edinburgh’un Sultanhmet Meydanı diyebileceğimiz Princess Street’in başına kurulmuş, üzerinde saat kulesi olan eski ve görkemli bir yapı. Kent içinde dolaşırken gözden kaybetmeniz neredeyse imkânsız gibi. Kapıda geleneksel “kilt” giymiş (sakın ha etek filan demeyin) özel Shetland koyunundan üretilmiş çoraplarının kenarında minik hançer taşıyan harbi İskoçyalı kapı görevlileri, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.cemkivircik.com/wp-content/uploads/2010/08/IMG_1791B.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-149" title="IMG_1791B" src="http://www.cemkivircik.com/wp-content/uploads/2010/08/IMG_1791B-1024x768.jpg" alt="" width="736" height="552" /></a></p>
<p>Otelimiz, yani Balmoral Oteli, Edinburgh’un Sultanhmet Meydanı diyebileceğimiz Princess Street’in başına kurulmuş, üzerinde saat kulesi olan eski ve görkemli bir yapı. Kent içinde dolaşırken gözden kaybetmeniz neredeyse imkânsız gibi. Kapıda geleneksel “kilt” giymiş (sakın ha etek filan demeyin) özel Shetland koyunundan üretilmiş çoraplarının kenarında minik hançer taşıyan harbi İskoçyalı kapı görevlileri, yüzlerine yayılan geniş gülümsemeleriyle güven veriyorlar. Çok uzun süre Londra’da yaşamış biri olarak söyleyebilirim ki, İskoçlar, İngilizlerden farklıdır ve kıyak insanlardır.</p>
<p>Lobiden check-in işlemlerine başlamadan önce, tanıdık isimleri gördük… Nico, Blen Gogo, Thal Amus, Victor ve Sergio, çoktan içmeye başlamışlardı. Hemen çöktük yanlarına.. Her biri başka milletten olmasına rağmen, geçen yıllar içinde Türk gibi selamlaşmayı öğrenmişlerdi bizden… Şöyle kucaklaşıp, sırta pat pat diye vurma mı istersiniz, Kırkpınar pehlivanı gibi elense çekme mi istersiniz, yanaklara şapur şupur öpücük kondurma mı istersiniz, ortaya karışık bir şeyler oldu işte…</p>
<p>Hemen herkes alkollü bir şeyler alırken, ben bir Cafe Latte alayım dedim. Thal Amus’un bardağı pek bir yakışıklı görünmüştü… Latte’den bir yudum almamla birlikte, 12 yıllık Scotch’un metal eriyiği gibi boğazımdan aşağı süzüldüğünü hissettim. Meğer buraların raconu böyleymiş.  Latte’ye basıyorlarmış viskiyi… Eeee, biz de viski diyarında ne bekliyorduk ki zaten…</p>
<p>Odalara yerleştikten sonra, ilk toplantıya aşağıya inecektik ki, Ercü ile İstanbul’dan beri muhabbetini yaptığımız acı gerçekle yüz yüze geldik. Aynı odada kalacaktık. Bu kadar toplantıya katılmıştık bu ilk defa başımıza geliyordu ki, tabii çok önemli nedenleri vardı. Birincisi odaların fiyatı 450 Sterlin gibi bir rakamdı ki, hadi bu da önemli değil, otelde yeterince oda yoktu. Toplantıya gelenlerin önemli bir kısmı başka bir otelde kalıyordu zaten… Eh artık kaderden kaçış yoktu, Ercü ile aynı odayı paylaşacaktık.</p>
<p><em>(Devam edecek)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cemkivircik.com/index.php/ercu-ile-yolculuk-notlari-%e2%80%93-edinburgh-%e2%80%93-bolum-2-148/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>In Vino Veritas*</title>
		<link>http://www.cemkivircik.com/index.php/in-vino-veritas-142</link>
		<comments>http://www.cemkivircik.com/index.php/in-vino-veritas-142#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 14:59:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cemk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan sudan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cemkivircik.com/?p=142</guid>
		<description><![CDATA[<p></p> <p>İnsan ömründe öğrenme süreci bitmiyor… Ve öğrenilen her yeni şey hayatınızda yeni ufukların açılmasına neden oluyor. Dün gece de böyle bir gece yaşama fırsatımız oldu. Dünyanın en iyi 50 restoranından biri olarak tanımlanan Köşebaşı’nda, Doğu ve Güneydoğu Anadolu mutfağının birbirinden leziz mezeleri, kebapları ve mangal ürünlerini tadarken, yine aynı yörenin toprağında yetişen üzümlerden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cemkivircik.com/wp-content/uploads/2010/07/MG_6265.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-143" title="_MG_6265" src="http://www.cemkivircik.com/wp-content/uploads/2010/07/MG_6265.jpg" alt="" width="688" height="458" /></a></p>
<p>İnsan ömründe öğrenme süreci bitmiyor… Ve öğrenilen her yeni şey hayatınızda yeni ufukların açılmasına neden oluyor. Dün gece de böyle bir gece yaşama fırsatımız oldu. Dünyanın en iyi 50 restoranından biri olarak tanımlanan Köşebaşı’nda, Doğu ve Güneydoğu Anadolu mutfağının birbirinden leziz mezeleri, kebapları ve mangal ürünlerini tadarken, yine aynı yörenin toprağında yetişen üzümlerden yapılan şarapları yudumladık.<br />
Detaylarından daha sonra söz edeceğim bu güzel toplantıda rehberimiz Kayra Şarap Akademisi Müdürü Cüneyt Uygur’du… Zaten kariyerini turizm sektöründe yapan Cüneyt Bey, bize yepyeni kapılar açtı. Bir şarabı nasıl değerlendireceğimizi anlattı. Aslında pek de aklımıza getirmediğimiz bir gerçeği düşündürttü bizlere&#8230; “Şarap da bir canlıdır… Ve doğada ilk kez karşı karşıya gelen iki canlı önce bakışır, sonra da koklaşır…” Bizler de Buzbağ koleksiyonunun ürünleriyle, hem bakıştık, hem de koklaştık… Detayı biz de kalsın, daha ileri gittiğimizi bile söyleyebilirim. Gecenin ilerleyen saatlerinde herkes Buzbağ’dan bir parça ve güzel anılarla döndü evlerine…<br />
İlk öğrendiğimiz şey, fiyatı ne olursa olsun bir şarabın “iyi” olarak nitelendirilebileceğiydi. Yani fiyatında “tevazu” gösteren şaraplara, gereken saygıyı göstermek gerekirdi. Şarap ne ayyaş, berduş, ne de çok üst düzey kişilerin tekelinde olan bir içki değildi. Özellikle Avrupa kültüründe toplumun en altından, en üstüne kadar birçok sofrada yer alan, yemeğin lezzetiyle uyum sağlayarak size ağzınızın içinde festivaller yaşatan bir katalizördü…<br />
Dedim ya, öyle bir geceydi ki, tek bir yazıyla ifade etmek son derece güç… Hele evin yolunu saat 01:30’da bulmuşken, bunları da yazmam bir mucize… Yazılar devam edecek, sizlerle şarabın nasıl değerlendirildiğini öğrendiğim kadarıyla paylaşacağım…</p>
<p><em><br />
*Gerçek, şarapta gizlidir anlamına gelen Latince söz. Şarabın dili çözdüğünü ve insanların şarabın etkisi altında doğru söylediklerini anlatmak için kullanılır. Buraya yazdığım doğrularda şarabın ne kadar etkisi olduğunu bilmiyorum. Ama doğru bir dünya için şarap içmek gerekiyorsa, herkes şarap içsin diyorum…</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cemkivircik.com/index.php/in-vino-veritas-142/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dostlarını satanların yeri&#8230;</title>
		<link>http://www.cemkivircik.com/index.php/dostlarini-satanlarin-yeri-139</link>
		<comments>http://www.cemkivircik.com/index.php/dostlarini-satanlarin-yeri-139#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Jul 2010 19:05:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cemk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan sudan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cemkivircik.com/?p=139</guid>
		<description><![CDATA[<p>Paulo COELHO&#8217;nun, Şeytan ve Genç Kadın adlı romanından hoş bir bölüm;</p> <p>&#8230;&#8221;Yolları oldukça uzunmuş, yokuş yukarı gidiyorlarmış, güneş yakıcıymış, ter içinde kalmışlar, susamışlar.</p> <p>Bir dönemecin ardında harika bir mermer kapı görmüşler; kapı, ortasında bir çeşme bulunan altın döşeli bir meydana açılıyormuş, çeşmeden berrak bir su akıyormuş.</p> <p>Yolcu, kapıdaki bekçiye dönmüş.</p> <p>&#8216;İyi günler.&#8217;</p> <p>&#8216;İyi günler,&#8217; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Paulo COELHO&#8217;nun, Şeytan ve Genç Kadın adlı romanından hoş bir bölüm;</strong></p>
<p>&#8230;&#8221;Yolları oldukça uzunmuş, yokuş yukarı gidiyorlarmış, güneş yakıcıymış, ter içinde kalmışlar, susamışlar.</p>
<p>Bir dönemecin ardında harika bir mermer kapı görmüşler; kapı, ortasında bir çeşme bulunan altın döşeli bir<br />
meydana açılıyormuş, çeşmeden berrak bir su akıyormuş.</p>
<p>Yolcu, kapıdaki bekçiye dönmüş.</p>
<p>&#8216;İyi günler.&#8217;</p>
<p>&#8216;İyi günler,&#8217; diye yanıt vermiş bekçi.</p>
<p>&#8216;Burası harika bir yer, adı ne?&#8217;</p>
<p>&#8216;Burası cennet.&#8217;</p>
<p>&#8216;Ne iyi, cennete gelmişsiz, çünkü çok susadık.&#8217;</p>
<p>&#8216;İçeri girip dilediğiniz kadar su içebilirsiniz&#8217; , demiş bekçi ve eliyle çeşmeyi göstermiş.</p>
<p>&#8216;Atımla köpeğim de susadılar.&#8217;</p>
<p>&#8216;Kusura bakmayın,&#8217; demiş bekçi.</p>
<p>&#8216;Buraya hayvanlar giremez.&#8217;</p>
<p>Yolcu çok üzülmüsş, çok susamışmış, ama suyu tek başına içmek istemiyormuş. Bekçiye teşekkür edip<br />
yoluna devam etmiş. Epeyce bir süre yamaç yukarı gittikten sonra, eski görünümlü küçük bir kapıya varmışlar,<br />
kapı iki yanı ağaçlıklı toprak bir yola açılıyormuş. Ağaçlardan birinin altında, şapkasını alnına indirmiş, uyur gibi<br />
yatan bir adam varmış.</p>
<p>&#8216;İyi günler,&#8217; demiş yolcu,</p>
<p>Adam başını sallamış.</p>
<p>&#8216;Atım, köpeğim ve ben çok susadık.&#8217;</p>
<p>&#8216;Şurada taşların arasında bir pınar var,&#8217; diyen adam eliyle orayı işaret etmiş. &#8216;İstediğiniz kadar su içebilirsiniz.&#8217;</p>
<p>Yolcu, atı ve köpeği pınara gidip susuzluklarını gidermişler.</p>
<p>Yolcu bekçiye teşekkür etmiş.</p>
<p>&#8216;İstediğiniz zaman yine gelebilirsiniz, &#8216; demiş bekçi.</p>
<p>&#8216;Buranın adi ne?&#8217; diye sormuş yolcu.</p>
<p>&#8216;Cennet.&#8217;</p>
<p>&#8216;Cennet mi? Ama mermer kapıdaki bekçi bana orasının cennet olduğunu söyledi.&#8217;</p>
<p>&#8216;Orası cennet değil cehennemdi.&#8217;</p>
<p>Yolcunun aklı karışmış &#8216;Sizin adınızı kullanmalarına niye izin veriyorsunuz? Yanlış bilgi vermeleri büyük karışıklığa neden olur!&#8217;</p>
<p>&#8216;Hiç de değil. Aslında onlar bize büyük bir iyilikte bulunuyorlar. En iyi dostlarına sırt çevirenlerin hepsi orada kalıyor çünkü.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cemkivircik.com/index.php/dostlarini-satanlarin-yeri-139/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ercü ile yolculuk notları – Edinburgh – Bölüm 1</title>
		<link>http://www.cemkivircik.com/index.php/ercu-ile-yolculuk-notlari-%e2%80%93-edinburgh-%e2%80%93-bolum-1-124</link>
		<comments>http://www.cemkivircik.com/index.php/ercu-ile-yolculuk-notlari-%e2%80%93-edinburgh-%e2%80%93-bolum-1-124#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 15:15:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cemk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan sudan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cemkivircik.com/?p=124</guid>
		<description><![CDATA[Derler ya bir insanı tanımanın birkaç yolu var diye… Ya birlikte içeceksin, ya seyahat edeceksin, ya da borç para vereceksin… Sağ olsun Ercü ile yukarıdakileri yaptık, hatta öteye bile geçtik. Yaklaşık dört yıl önce başladığımız Club VAIO macerası bizi bir ülkeden öbürüne sürükledi, bu gidişle sürüklemeye de devam edecek. Son olarak İskoçya’nın başkenti Edinburgh’daydık… Bu son yolculuktan başlayarak, ta yola ilk çıktığımız günlere doğru gideceğiz birlikte… [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Derler ya bir insanı tanımanın birkaç yolu var diye… Ya birlikte içeceksin, ya seyahat edeceksin, ya da borç para vereceksin… Sağ olsun Ercü ile yukarıdakileri yaptık, hatta öteye bile geçtik. Yaklaşık dört yıl önce başladığımız Club VAIO macerası bizi bir ülkeden öbürüne sürükledi, bu gidişle sürüklemeye de devam edecek. Son olarak İskoçya’nın başkenti Edinburgh’daydık… Bu son yolculuktan başlayarak, ta yola ilk çıktığımız günlere doğru gideceğiz birlikte…</p>
<p>Önce vize macerası… Birleşik Krallık vizesi için işlemler inanılmaz profesyonellikle kotarılmış. Cuma günü başvuru yaptık, Pazartesi işlem tamamdı. Her şey son derece medeni ve düzenliydi. Tabii bu hızda pasaportlarımızda yer alam önceki yolculuklardan kalma izler de büyük rol oynamıştı.</p>
<p>Edinburgh’a KLM’le uçuyoruz, yani Amsterdam’da aktarma yapacağız. Amsterdam’da uçağın kapısından çıkar çıkmaz polislerle karşılaşıyoruz. Ne yazık ki, uçağın İstanbul’dan gelmesi bu bize özel karşılamanın nedeni… Dönüşte Edinburgh’dan gelirken böyle bir karşılama olmadı.</p>
<p>Hemen aktarma yapacağımız kapıya doğru seğirtiyoruz. O da ne? Millet yerlerde, kapı önünde. Herkesin elinde bir iPhone… Hatta bazıları iPhone4… Sanki başka dünyalara dalmış gibiler… Toplu yapılan bir ritüelin ortasında gibiyiz…</p>
<p>Ercü, illa da Starbucks diyor. Gidiyoruz, kredi kartını veriyor, POS makinesinde gözlerimiz… Ya Brüksel’deki gibi olursa?&#8230; (İleriki fasıllarda bunu da anlatacağım, unutturmayın. Neyse ki karttan ödeme yapılıyor da sıkı bir nefes alıyoruz. Benim gerilimden ve uçakta yediğim dandik sandviçlerden midem kilitlendiğinden Starbucks’ı göz göre göre pas geçiyorum.</p>
<p>İlk yolculuğunda, Yeşilköy Havalimanı’ndan, Brüksel Havaalanı’na varıncaya kadar, yeryüzünde gördüğü ne varsa çeken Ercü, şimdi biraz daha Japon turist kıvamında. Sofraya konan her şeyin resmi çekiliyor, kayıt altına alınıyor. Friend Feed’de dostlar bekler ne de olsa… Ben “detoks” yapmaya karar verdiğim için bu kez notebook’suz seyahat ediyorum, oh be ne rahatmış. Kafamda düşünceler… Belki bir iPad’le dönerim geri… Kim bilir?</p>
<p>Amsterdam, Edinburgh arası çok değil… O EU vatandaşı olmayanların girdiği sıraya giriyoruz. Göçmen memuru, şirin bir nine… Parmak izleri kontrol ediliyor. Uyum yüzde 100… Damgalar vuruluyor ki, bu gibi durumlarda en sevdiğim sestir… İskoçya’ya girdik diyoruz ki, arkadaki süpervizör amca bize “hoş geldiniz” diyor kollarını açarak. Pasaportlara sanki ilk defa görülüyormuş gibi bakılırken, son derece nazik ama dişlerin arasından konuşarak, ahret sorularına başlıyoruz. Her soruya küt diye yanıt verince amcam yelkenleri indiriyor ve resmi olarak Birleşik Krallık topraklarına ayak basıyoruz.</p>
<p>İsminizin bir tabelaya yazılı olarak karşılanmanız çok güzel bir şey… Şoförümüzle Mercedes’imize doğru ilerlerken Almanya’daki Club VAIO uzmanı Benste ile karşılaşıyoruz. Herif her toplantıda biraz daha boy atıyor. Sıkı kankamız… O hala uçuş sırasında yeryüzünü çekmekten bıkmamış, yemekleri söylemeye bile gerek yok… Her şey kayıt altına alınıp sosyal ağlarda paylaşılıyor.</p>
<p>Hava tatlı tatlı ısırıyor… Hani üstünüze bir süveter alsanız çok iyi olacak cinsinden… Havaalanından kente doğru yola çıkıyoruz. Ben arabanın sağına binmek için atak yapıyorum ama direksiyonu görünce çark ediyorum. Bu İngiliz usulü trafik, hiç bize göre değil… Otele giderken yeşile doyuyoruz adeta. Gözlerimiz, bir liman kenti olan Edinburgh’ta denizi arıyor ama, kent denizden öyle uzak ki…</p>
<p><em>(Devam edecek)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cemkivircik.com/index.php/ercu-ile-yolculuk-notlari-%e2%80%93-edinburgh-%e2%80%93-bolum-1-124/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sana dün bir tepeden&#8230;</title>
		<link>http://www.cemkivircik.com/index.php/sana-dun-bir-tepeden-121</link>
		<comments>http://www.cemkivircik.com/index.php/sana-dun-bir-tepeden-121#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jun 2010 14:45:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cemk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan sudan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cemkivircik.com/?p=121</guid>
		<description><![CDATA[<p></p> <p>Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul! Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer. Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul! Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.</p> <p>Nice revnaklı şehirler görünür dünyada, Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan. Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyada Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan. </p> <p>demiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.cemkivircik.com/wp-content/uploads/2010/06/DSC_70971.jpg"><img class="size-large wp-image-120 alignnone" title="DSC_7097" src="http://www.cemkivircik.com/wp-content/uploads/2010/06/DSC_70971-1024x685.jpg" alt="" width="836" height="559" /></a></p>
<p><em><span style="font-family: Verdana; color: #000000; font-size: x-small;">Sana dün bir tepeden  baktım aziz İstanbul!<br />
Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer.<br />
Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!<br />
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.</p>
<p>Nice revnaklı şehirler görünür dünyada,<br />
Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan.<br />
Yaşamıştır derim en hoş ve uzun rüyada<br />
Sende çok yıl yaşayan, sende ölen, sende yatan. </span></em></p>
<p><span style="font-family: Verdana; color: #000000; font-size: x-small;">demiş</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000; font-size: x-small;"> Yahya Kemal&#8230; İşte bir bahar günü, yedi tepeli kentin bir tepesinden İstanbul&#8230; Boğaziçi mavi bir halıymışçasına</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000; font-size: x-small;"> serilmiş ayaklarınızın altına&#8230; Yeşil mavi ile aşk yaşıyor adeta.. Koca bir gemi mavi atlas bir kumaşı yırtar gibi salınıyor köpük köpük&#8230; Ah İstanbul diyorsunuz kendi kendinize&#8230; Seni sevmek ne devlet&#8230; Eksik etmesin Yaradan göz</span><span style="font-family: Verdana; color: #000000; font-size: x-small;">lerimizden</span><em><span style="font-family: Verdana; color: #000000; font-size: x-small;">..</span></em><span style="font-family: Verdana; color: #000000; font-size: x-small;">. </span><em><span style="font-family: Verdana; color: #000000; font-size: x-small;"><br />
</span></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cemkivircik.com/index.php/sana-dun-bir-tepeden-121/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dün benim doğumgünümdü&#8230;</title>
		<link>http://www.cemkivircik.com/index.php/50-50</link>
		<comments>http://www.cemkivircik.com/index.php/50-50#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Mar 2009 18:22:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cemk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan sudan]]></category>
		<category><![CDATA[Dün benim doğumgünümdü...]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cemkivircik.com/?p=50</guid>
		<description><![CDATA[<p>Dün benim doğumgünümdü&#8230; Epey zamandır ihmal ettim buraları&#8230; Sakın ha yanlış anlaşılmasın, bir arkadaş zor durumda kalmıştı, ona yardımcı oldum 3 gün boyunca&#8230; Ve dün benim doğumgünümdü&#8230; &#8220;Bugün benim doğumgünüm&#8221; terennümüne inat yazmaya varmadı elim bir türlü. Şimdi pazar sabahının bana göre köründe ellerim yapıştı klavyeye. TRT&#8217;de siyah beyaz eski bir Türk filmi dönüyor [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone" title="happy_birthday" src="http://www.spacepimping.com/graphics/myspace-happy-birthday-graphics/HappyBirthday62.jpg" alt="" width="410" height="480" />Dün benim doğumgünümdü&#8230; Epey zamandır ihmal ettim buraları&#8230; Sakın ha yanlış anlaşılmasın, bir arkadaş zor durumda kalmıştı, ona yardımcı oldum 3 gün boyunca&#8230; Ve dün benim doğumgünümdü&#8230; &#8220;Bugün benim doğumgünüm&#8221; terennümüne inat yazmaya varmadı elim bir türlü. Şimdi pazar sabahının bana göre köründe ellerim yapıştı klavyeye. TRT&#8217;de siyah beyaz eski bir Türk filmi dönüyor kendiliğinden&#8230; Fonda acıklı bir ney taksimi, arkada<br />
Eyüp Mezarlığı&#8217;nın uhrevi görüntüsü, önde saçlarına aklar düşmüş bir Muzaffer Tema&#8230; İçinde bulunduğum şu ortam işte böyle eğlenceli anlayacağınız. Şükür bir bar taburesinde değilim, babam da hala hayatta Allah ömür versin&#8230; &#8220;Yolun yarısını geçeli dokuz yıl olmuş, bundan sonrası artık yokuş aşağı&#8230;&#8221; dememe bir arkadaş, bu rakamı<br />
revize etmenin gerektiğini söyleyerek artık yeni rakamın 45 olduğunu söyledi. Kendi için de 48&#8242;i belirlemiş yolun yarısı olarak&#8230; İnsanların bu kasvetli ortamda yaşama sevinçlerini korumaları ne kadar güzel&#8230; Velhasıl kelam, dün benim doğumgünümdü ve bir yıl daha yaşlandım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cemkivircik.com/index.php/50-50/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir merhabayla başlar her şey&#8230;</title>
		<link>http://www.cemkivircik.com/index.php/bir-merhabayla-baslar-her-sey-3</link>
		<comments>http://www.cemkivircik.com/index.php/bir-merhabayla-baslar-her-sey-3#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Mar 2009 23:03:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cemk</dc:creator>
				<category><![CDATA[Havadan sudan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.cemkivircik.com/?p=3</guid>
		<description><![CDATA[<p>Belki kendi bilmez ama çok sevdiğim bir insan, bir zaman önce, araya girmiş yıllara inat aynı bu başlıkta olduğu gibi tekrar merhaba demişti bana. Sonrası kısacık bir rüya gibi&#8230; Tam birbirimizi tekrar tanımaya çalışıyorduk ki koptuk yine&#8230; Yılların soğuttuğu kalplerin ateşini, bahar rüzgarlarının esintisi harlandırmıyordu belki. Zaten suç senin mi, onun mu, yoksa feleğin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Belki kendi bilmez ama çok sevdiğim bir insan, bir zaman önce, araya girmiş yıllara inat aynı bu başlıkta olduğu gibi tekrar merhaba demişti bana. Sonrası kısacık bir rüya gibi&#8230; Tam birbirimizi tekrar tanımaya çalışıyorduk ki koptuk yine&#8230; Yılların soğuttuğu kalplerin ateşini, bahar rüzgarlarının esintisi harlandırmıyordu belki. Zaten suç senin mi, onun mu, yoksa feleğin mi muhasebesinden yorgunduk. Düşemedik tekrar peşine kaderin&#8230; Evet, bir merhabayla başlıyordu herşey&#8230; Ama bir elveda ile dahi bitmiyordu&#8230; Bitti mi? O da şüpheli&#8230; Belki de yeni bir merhabanın arefesindeyiz&#8230; Tekrar başlar mı dersiniz herşey? Umut fakirin ekmeği ya&#8230; Ye oğlum!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.cemkivircik.com/index.php/bir-merhabayla-baslar-her-sey-3/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
